Cumartesi, Mart 15, 2014

Edinburgh

Yıllar önce üniversite okumayı düşünürken, kader kısmet yıllar sonra turisti olduk bu şehrin, iyi  ki de olmuşuz, büyük keyif aldık, ama diğer yandan iyi ki de öğrencisi olmamışım, yoksa bu soğukları yıl boyunca çekemezdim.

Londra’ya gidiyorsunuz ve aklınızda kuzeye gitmek de var. Kesinlikle yapın bunu. Sabah erkenden Londra’dan ayrılırsanız York’a bir uğrayın, günü York’ta geçirin, akşama da York’tan Edinburgh’a. Türkiye’ye dönüş de Edinburgh üzerinden  yapılabilir. Rotamız kısaca böyleydi. (York’ta tren istasyonu yakınında bir emanetçi var, bavullarınızı oraya bırakabilirsiniz)


Ekim 20’de gittik. Soğuktu, üşüdük. Önerimiz Edinburgh gezinizi bu zamana bırakmamanız. Üşümenizde bir neden de, dışarda, üşüdük bir cafeye bir mekana girip ısınalım diyemezsiniz, oralar da soğuk, üstünüzden montunuzu çıkaramıyorsunuz.

Üşüdük, üşüdük de sıkıldık mı? Hayır. Edinburgh’tan keyif alacağınız kesin. Edinburg size kendinizi farklı bir çağda hissettirecektir.  Fantastik sinema-edebiyat hayranları içinse zaten biçilmiş kaftan; Harry Potter burada yazılmış, bkz: Elephant Cafe).   Gece Old Town’da dolaşırsanız sessizlik ve kasvet hafif bir ürküntüye yol açabilir, tabii yazın bu şekilde bir sessizlik ve kasvet olacağını sanmıyorum.


Edinburgh gizemine ilişkin son söz 15 ile 18. Yüzyıllar arasında 2.500’e yakın kadın erkek cadı oldukları gerekçesi ile yargılanmış, bunların yüzde 67’si infaz edilmiş. Ortaçağı böyle karanlık geçmiş bir ülke, ki benzeri İngiltere için de söz konusu, bugün % 100 okuma yazma oranı, % 50 üniversite mezunu nüfusu ile geçmişini 300-400 yy değil 300-400 bin yıl geriye göndermiş.

Old Town’da Grassmarket Street’te Grassmarket Hotel’de kaldık, tavsiye ediyoruz. Küçük güzel sürprizlerle donatılmış bir otel. Duvarınızda bir sudoku olacak. Tebeşirle dolduruyorsunuz (şayet doldurabilirseniz), housekeeperlar ertesi gün sudokunu yeniliyor.  Alt katında bir pub/bar var. Zaten Grassmarket barların olduğu ve yerel halkın da rağbet ettiği bir bölge. Cuma Cumartesi akşamları publarda İskoçlarla birlikte gayet güzel eğlenebilirsiniz.  

Otelin hemen altında Last Drop var, asılacaklar/idama gidecekler son içkileri için buraya getirilirmiş:) Otelden yukarı döndüğünüzde Victoria Street üzerinde The Bow Bar yine uğrayacağınız bir yer olabilir. Daracık bir mekan ama kendi müşteri kitlesi olduğu kesin. Grassmarket ile Lothian Road’u bağlayan W Port üzerindeki Dragonfly da unutmayacağım bir yer. Yeni şehir tarafında Rosa Street’te de publar barlar var ama gitme şansımız olmadı.

Yemek konusunda aman aman aklımızda bir yer kalmadı. Illegal Jack’s Sout West Grill’inde burrito aklımızda kalan nadir şeylerden. Yemek konusunda kendinizi mutsuz hissederseniz Hard Rock Cafe’ye yolunuzu düşürüp mutluluk bataryanızı bir iki bar yukarı çıkarabilirsiniz.

Şehir hakkında kısa bir rota bilgisi vereyim. Sırtınızı tren istasyonuna verdiğinizde sol tarafta kalenin olduğu yer ve arkası Old Town, sağ tarafınız ise Yeni Şehirdir. Old Town’da Royal Mile diye adlandırılan Edinburg Kalesine çıkan yol sağlı sollu yapılarıyla tam bir masal diyarı. Royal Mile birden çok caddeden oluşuyor, kafanız karışmasın. Lawnmarket, High Street Royal Mile’ı oluşturan caddelerden bazıları. Buradan Kale’ye çıkacaksınız. Kale’den güzel bir Edinburg manzarası görürsünüz, ancak Edinburg Kalesi eksik bir Edinburg manzarası, Kız Kulesi eksik bir Boğaz manzarası gibi olur. Kale'de beni en çok etkileyen şeylerden biri kraliyet köpekleri için yapılan mezarlıktı. Her bir köpek için ayrı bir mezar taşı vardı.


Princess Garden üzerindeki Scottish National Gallery ziyaret edilebilir. Müze de iskoç ressam W. Allan’ın Slave Market tablosu ilginizi çekecektir. Resimde İstanbul’da köle pazarından bir yunan kızını satın alan Osmanlı Paşası resmedilmiş.

 
Kale’ye mutlaka uğrayacaksınızdır tahminen. Yazın çok uzun kuyrukların olacağını sanıyorum. Kalenin içinde pek bir şey yok, crown of the scotland haricinde.  Bir de Savaş Müzesi’nde Çanakkale’de şehit olanların isimlerini görünce İskoçya nire Çanakkale nire! dememeniz ve savaşlarda ölen gencecik çocuklara üzülmemeniz içten bile değil. 

Kale ile yeni şehir (new town) arasındaki güzelim parkın adı Princess Street Gardens.  Güzel havalarda kesinlikle çok güzel vakit geçirilebilir. Princess Street ana caddeleri, New Town’ın Old Town’a bakan yüzü. Kaleyi merkeze alarak şehrin merkezinde bir yürüyüş dairesi çizebilirsiniz.  Princess Street’ten kale solunuzda kalıp yürüdüğünüzde Lothian Road’a sola dönün, bu cadde de tiyatro binaları ve restoranları ile işlek bir caddedir. Lothian Road üzerinde yine sola döndüğünüzde Grassmarket’e çıkacaksınızdır. Grassmarket meydanından da yukarı doğru çıktığınızda Royal Mile’a varırsınız.

Diğer bir yürüyüş yolu da Princess Street’e paralel uzanan Quenn Street’tir. Lüks mağazaların olduğu bu caddede de güzel vakit geçirebilirsiniz. Her iki cadde arasındaki George Steet’i es geçmeyin.

Viski meraklıları için the Scotch Whisky Heritage Museum ziyaret edilmeli.

Havaalanı şehre uzak değildir. Airlink otobüsleri ile çok kolay varırsınız (40-45 dak).

Aceleye getirmeyin, araya sıkıştırmayın, en az 2-3 gecenizi mutlaka Edinburgh’a ayırın!

Evinize döndünüz ve içinden edinburghlar geçen bir film izlemek istiyorsanız Ken Loach ustanın The Angels' Share filmi izlenmeli. 

1 yorum:

alkım dedi ki...

Bu yaz gitmeyi kafaya koyduğum bir yerdi. Yazınızı okuduktan sonra kesin kararımı verdim:) Teşekkürler.